kedili şiirler

uyuşamayız seninle yollarımız ayrı;
sen ciğercinin kedisi ben sokak kedisi;
senin yiyeceğin kalaylı kapta;
benimki aslan ağzında;
sen aşk rüyaları görürsün, ben kemik
ama seninki de kolay değil, kardeşim;
kolay değil hani;
böyle kuyruk sallamak tanrının günü.
cevap
-ciğercinin kedisinden sokak kedisine-
açlıktan bahsediyorsun;
demek ki sen komünistsin.
demek bütün binaları yakan sensin.
istanbul'dakileri sen
ankara'dakileri sen...
sen ne domuzsun, sen!


yazan : orhan veli kanık
kedi ve ölüm

cenaze törenlerini
sevmez kediler,
bu yüzden orda, burda
rastlanmaz ölülerine.

anlayınca öleceklerini
kaybolurlar ortalıktan,
üzmek istemezler sahiplerini.
ve böyle gösterirler hep,
evlerden daha çok
evdekileri sevdiklerini.

mırnâme / büyüklere kedi şiirleri
kademe
boş bir sinema salonunda oynuyor
tek başına çektiğim siyah beyaz
sessiz son film

ne kuşları seyreden kedi kadar heyecanlıyım artık
ne de o kuşlar kadar
salak ve kendine hakim

kamera stop! yalnızlığıma kapalı gişeyim

küçük iskender
tablo

kedi kadının yanındaydı,
kadın gecenin yanındaydı.

kedi gitti geceye değdi,
karardı,
döndü kadına değdi.

bir kadın portresi belirdi;
elinde siyah bir gül vardı,
kucağında kırmızı bir kedi.

özdemir asaf
tablo

kedi kadının yanındaydı
kadın gecenin yanındaydı
kedi gitti geceye değdi, karardı
döndü kadına değdi
bir kadın portresi belirdi
elinde siyah bir gül vardı
kucağında kırmızı bir kedi.

özdemir asaf
üzgün kediler gazeli haydar ergülen
bu şiiri yazmak için başlığa geldiğimde yukarıda bir kısmının yazılmış olduğunu gördüm. ben de şu notu düşeyim o zaman. aynı zamanda bu şiirin yer aldığı kitabın ismidir üzgün kediler gazeli. kitabın başında "mısır'a, kiraz'a, nar'a ve bütün sokak kedilerine" yazar ki en minnoş ithaftır bence.
başlıktaki özdemir asaf şiirlerine bir yenisi daha eklenmiş olsun. (aslında bu şiir yazılmıştı diye hatırlıyorum ama hafızam beni yanıltıyor demek ki)

mum alevi ile oynayan kedinin öyküsü

bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
o evde bir de kedi vardı.
geceler indiğinde kendi havasında
mum yanar, kedi de oynardı.

mumun yandığı gecelerden birinde
kedi oyunlarına daldı.
oyun arayan gözlerinde
mumun alevi yandı,
baktı,
mumun titrek alevinde
oyuna çağıran bir hava vardı.

oyunlarını büyüten kedi büyüdü
kendi türünde çocukcasına,
döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
bir baktı, bir daha, bir daha baktı
mumun alevinin dalgalanmasına
uzandı bir el attı.
bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
ilk kez gördüğü mumun yakmasına
inanmayacaktı.

kedi, oyunlarında büyüyordu,
mum, üşüyordu yanmalarında.
zaman ikili yürüyordu
aralarında.
bir ayrışım görünüyordu
birinin yanmalarında
öbürünün oynamalarında.

kedi oyunlarında büyüyordu,
yitirerek gitgide oyunlarını.
mum küçülüyordu yanmalarında,
yitirerek gitgide yakmalarını.

oynarken büyüyen kedi yanacak,
aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
büyüyen yana yana anlayacaktı.

bir mum yanmasından
ve bir kedi oyunundan
kaldı sonunda
bir gecenin tam ortasında
bir evin bir odasında
göz-göze susan
iki insan.

mum yandı bitti,
kedi büyüdü gitti.
oyunlar karıştı gecelerde
suskun uykusuzluklara.

o iki insandan, sonunda
birinin anılarında kedi,
birinin dalmalarında mum
kaldı gitti.

nerede bir mum yansa şimdi,
nerede oynasa bir kedi,
birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
bugün dün gibi oluyor,
dün bugün gibi.
mum ellerimi tırmalıyor,
belleğimi yakıyor kedinin elleri.
sayıklama

kedim, ayak ucuma büzülmüş, uyumakta;

iplik iplik sarıyor sükûtu bir yumakta,
hırıl hırıl,
hırıl hırıl…

bir göz gibi süzüyor beni camlardan gece,
dönüyor etrafımda bir sürü kambur cüce,
fırıl fırıl,
fırıl fırıl…

söndürün lâmbaları, uzaklara gideyim;
nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim,
pırıl pırıl,
pırıl pırıl…

sussun, sussun, uzakta ölümüme ağlayan;
gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan,
şırıl şırıl,
şırıl şırıl…

ne olurdu, bir kadın, elleri avucumda,
bahsetse yaşamanın tadından başucumda,
mırıl mırıl,
mırıl mırıl…

necip fazıl kısakürek
"hayallerimin toprağını eşele, ahşap kalbimi tırmala, kımıldasın her şey/çünkü bir kedi kadar gövdesi var kırılmış ve yorgun heveslerin/.../ evler kedisiz yetim, sokaklar kedisiz üvey sayılır, ben budalasıyım aşkın/beni de boynu ıssız kedilerden sayın, nasılsa ağzım var dilim yok/.../kedilerimin kardeşiyim, inceliği ve mahcubiyeti onlardan öğrendim/beni turnasız türkülerin beni solgun bir kedinin kalbinde unuttular"
haydar ergülen
bu adı
ona kimse vermedi
çağırdılar, sağırdı, duymadı
kedinin mırmırları

özdemir asaf
nazım hikmet'in samiye'nin kedisi şiiri..

yeşil deniz gibi gözleri vardı
beyaz tüyleriyle bir küme kardı
ağzını süsleyen sedef dişlerdi
baygın nazarı tâ ruha işlerdi
severken aldatıp birden kaçardı
okşarken apansız pençe atardı
onda bir kadının gururu vardı
sürmeli gözlerinden riya akardı
gülümse - kemal burkay . bu şiir 1991 yılında, arto tunçboyacıyan tarafından bestelenip sezen aksu tarafından seslendirilmiştir.

(bkz:kedili şarkılar)

hadi gülümse bulutlar gitsin
işçiler iyi çalışsın, gülümse
yoksa ben nasıl yenilenirim
belki şehre bir film gelir
bir güzel orman olur yazılarda
iklim değişir, akdeniz olur, gülümse.

sazlarım vardı, ırmaklarım vardı çok
çakıltaşlarım vardı benim
ama sen başkasın anlıyor musun
tut ki karnım acıktı, anneme küstüm
tüm şehir bana küskün
bir kedim bile yok anlıyor musun

iklim değişir, akdeniz olur, gülümse.
kediler isimli şiir kitabı olan zahrad'ı anmadan olmaz.

"canı sıkılıyordu tovmas'ın
gördü ki kuyruğuyla oynuyor kedi
yukarıya baktı - tanrım dedi
ne olurdu beni de kuyruklu yaratsaydın"

(bkz:zahrad)