kedi sözlük itiraf

alt komşum kedi sevmeye giden küçük kızına, "yine mi çöpçülerin peşine gidiyorsun" dedi. işe yetişmeye çalışıyordum, dönüp laf sokamadım. içime dert oldu gecikme pahasına içindeki hayvan nefretinin sebebini sorup bir kaç laf döşeyebilseydim keşke, şimdi içim hiç rahat değil.
kediye tekme atan çocuğa avazım çıktığı kadar bağırmak istedim.evet,biliyorum.asıl suçlusu yanında öylece dikilen ailesi...
canım annem ben çocukken evimizdeki o minicik(!) yangının sebebi, elbetteki okula gitmeden önce sokaktaki mırmırları ısıtmak için, elektrik sobasını son demine kadar açıp, okula geç kaldığımdan sobayı fişte unutmam ve kendilerinin azıcık devrilmesi değildir. bence değildir yani!
jupi tuvaletini yaptığında veya tıkır tıkır mama yediğinde veya lıkır lıkır su içtiğinde, ne iş yaparsam yapayim bırakıp sesleri dinliyorum ve bunları yapabildiği için mutlu olup şükrediyorum. sanırım manyağım :))
alın size kedicilere " aa oldu mu şimdi " dedirtecek bir itiraf.

bazen ilk kedim milo'nun eve geri dönmemesini bütün kalbimle istiyorum. bu istek onu camlarda beklememe, merak etmeme, özlememe engel değil yine de. yani hem sevip hem nefret etmek sadece kadın erkek ilişkilerinde olur sanırdım eskiden. manyak ötesi bir kedi o. ölür müsün öldürür müsün ile mi açıklayayım, allahım neydi günahım mı diyeyim, ne diyim bilmiyorum. ilk karşılaşmamız bir alışveriş merkezinin kapalı otoparkındaydı. otoparka inen yürüyen merdivenlerdeydim, bilirsiniz hemen her avm.nin bodrum katında bir petshop vardır ( keşke olmasa, yani evcil hayvanlar satılmasa ) petshopun kapısı önünde kafesler içinde bir sürü kuş, kuşlar kafeslerinde delice çırpınıyor ötüşüyorlar. ah dedim içimden ne oldu da bu kadar huzursuzlar. neyse baka, baka geçtim kuşların önünden ve kapıdan çıktım. ne göreyim, 5 aylık kadar aslan yeleli gri beyaz bir minnoş patilerini camekana dayamış kuşları izliyor. kuşlar ondan çılgın atarmış. uzatmayayım ay ay ay derken bir de baktım koşup kucağıma zıplayıverdi, ellerimi yüzümü yaladı. vallahi de billahi de beni o seçti. sürmeli yeşil gözler beni benden aldı ama ben sahipli sanıyorum tabi çünkü çok güzel. sağa sola baktım kimin bu der gibi. kapıda ki güvenlik kız yaklaşıp, " ay nolur alacaksanız alın, arabaların altında kalacak sonunda. çıkarıyoruz dışarı inatla geri geliyor " dedi. gelir tabi hava soğuk, napsın. yüzüne bakıp, gelmek ister misin benimle diye sordum. gözlerini kırpıştırdı. bunu evet olarak kabul ettim ama bir an karsızlık içinde kaldım birden ve onu kucağımdan sakince yere bırakmak istedim, dedim ki peşimden gelirse götüreceğim. ama o tırnaklarını bana geçirip kucağımdan inmeyi reddetti. başka seçenek yoktu, benimdi artık. yol boyu kucağımda uyudu, hatta pati masajı yaptı ki o zamanlar anlamını bilmiyordum acaba rahat mı değil şöyle mi tutsam derken neredeyse kaza yaptıracaktı, heycanlıyımda tabi, çocukluk yıllarından sonra ilk defa bir kedim olacak. neyse eve geldik, ertesi gün veteriner, ihtiyaçlar o bu derken yerleşti eve. sonra maceralar maceralar. sokakta büyümüş biraz ne de olsa, hastalıkları bitmiyor, nazı cazı bitmiyor. hadi bir arkadaşı olsun yalnız kalmasın derken ilerleyen zamanlarda kızımı sahipleniyorum. ama milo bir türlü sakin bir çocuk olmuyor. kızı da bezdiriyor, uzaklaştırıyor kendinden. dünya milonun etrafında dönüyor çünkü. koltukta oturuyor musun misal, gelip başında ivvvvvv ivvvvvv , kalk ordan ben oturacağım. mamayı mı beğenmedi deli dana gibi koşturuyor, canı mı sıkıldı kardeşine saldırıyor. hep huzursuz ve mutsuz. sürekli dışarı çıkmak istiyor. en sonunda vet. hekimimiz bırakın diyor, çıksın istediği zaman. böylece haftada bir kaç gün çıkmaya başlıyor. bir defasında kan revan içinde döndü, bacağını nereye sıkıştırmışsa artık kemiğe kadar yara açılmış. kalp zarında kalınlaşma var ve narin bünyeli olduğundan o sıra yine solunum yolları enfeksiyonu geçiriyor. narkozsuz dikiş attılar. yanında durmak istedim ama dikiş atılırken tabi ben bittim, en son hemşire çatladı ve beni çıkın dışarı diye azarladı. bunun gibi ne vet. olaylarımız oldu. bir geliyor kulağı ısırlmış, bir geliyor her tarafı kaka içinde say say bitmez. neden, çünkü dışarı çıkar çıkmaz kavga edeceği bir kedi arıyor. e sokak kedileri için sen çerezsin diyorum ama yok korkudan altına kaçırsa bile kavgayı kazandığına kanaat getirip uzaklaşan kedinin peşine takılıp yeniden başlatıyor kavgayı. hayatımda tanıdığım en inatçı canlı. kedi üstü bir inat hatta. ben onu o kavgalardan çıkarmaya çalışırken kaç kere ısırdı, tırmaladı beni sayısını hatırlamıyorum. daha beter bir şey var , onu dışarı bırakmayı reddettiğimde yatağıma işiyor. hele 3. kediden sonra daha çok işemeye başladı çünkü yatakta onun kokusunu alıyor. eğer dumanı uyurken yanıma almazsam milo onu stres topu gibi kullanıyor, yanıma aldığımda yine cezalandırılıyorum. diyeceksiniz ki böyle bir kedisi varken insan 3. kediyi alır mı, napayım çok hastaydı aylarca tedavi gördü iyileşti yuvalandı ama geri getirildi 2 kez. güvenemedim bir daha kimseye ve kalsın istedim. neyse dönelim işeme olayına, insan 3 günde bir yorgan yastık yıkar mı? yıkıyorum. eh o zaman gitsin sokakta yaşasın değil mi? ama o evini de seviyor diğer yandan. bir iki kez onu eve almayacağıma dair yemin ettim ve daire kapısın önüne yatağını kum kutusunu mamasını falan koydum artık burada yaşayacaksın istediğin zaman çık istediğin zaman gel dedim. ama eve girmek için miyavlayıp durdu, kapıyı tırmaladı, dayanamadım yada pes ettim diyelim. o kazandı yine. beni sevmiyor mu bu kedi? seviyor hem de çok, eminim. niye sevmesin, gayet cazip bir köleyim. ben de onu çok seviyorum, ona sarıldığımda ta ciğerimde hissediyorum "oğlum " diye. ama bazen çok yoruluyorum işte ve elimde ortasında koskocaman ıslak bir yuvarlak olan çarşafla yatağın ucunda otururken birden kalkıp kapıyı açıyorum ve o hemen koşup geliyor çıkmak için, merdivenlerden koştura koştura inerken o, seni çok seviyorum oğlum diyorum ve kapıyı kapatıp " ne olur geri gelmesin bu kez " diye de içimden diliyorum.
evde kedi olduğu için en yakın akrabalarımız bize gelmiyor. dolayısıyla biz de onlara gitmiyoruz. çok da üzülüyorum.
kedimi daha çok seviyorum.
bugün ev sahibi sinirli halde beni çağırdı bi baksana diye. ah dedim, kesin eve girip çıkan kızlardan rahatsız oldular. gittim, kadın eliyle bir yeri işaret etti. kafamı bi çevirdim... hani, nasıl anlatsam. hsbc ve fotoğraf evinin ortaklaşa düzenlediği ''katliam'' temalı fotoğraf yarışmasının afişi.. aha o kadar söylüyorum. kanatları açık şekilde kocaman bir karga yerde yatıyor fakat kafa ve göğüs kısmı yok!? tüm bu olayların öznesi, kargayı çarmıha geren katil de yukarıdan yalana yalana olay yerini dikizliyo lkjsdhkj. ağzı yüzü falan da kan hep.

heralde kedim bizi canavar kargalardan korumaya çalışıyordu dedim, komik değil bu son olsun dedi.

bence de. karga yemek nedir ya. elalemin kedisi sinek yiyo, kelebek yakalıyo falan. ama hata bende, bir daha belgesel izlemek yok. herşeyi avlanır sanmaya başladı. kesin yaban domuzu falan arıyordu bahçede, kargayla yetindi..
kedimin yaptığı her harekete, çıkardığı her sese, bakışlarına, her bir tüyüne aşığım.
sabahları tam yataktan çıkacakken içeriden koşa koşa gelip adeta o yataktan çıkılmayacak edasıyla üstüme atlamasının, patisiyle yüzüme dokunmasının, kafasını ağzıma burnuma sürtmesinin ve daha bir sürü davranışının bana nasıl mükemmel duygular yaşattığını anlatamam. seni çok seviyorum nazlı kızım.
'log atıyor, oraya girmeyin, savunma verirsiniz' denilen ekranları 6 ay kullandım. ekran kaldırıldı ama tespit eden olmadı. meğersem log atmıyormuş. o ekranın sorunu oymuş.
6 ay boyunca 500 banka personeli sorunlu ekranları kullanıp hatalı işlem yaparken, ben sorunsuz çalışan, log atıyor denilen ama atmayan ekranı sorunsuz kullandım. o ekranı kullandığım için hatalı tek bir işlemim olmadı.
o kadar salak, saçma bir bankaydı ki, defalarca sistemlerini sabote ettim. akşama kadar 500 personelin işlem yapmadığını düşünsenize...
pışoyu dudaklarından ıslak burnundsn çenesindem patilerinden kuyruğundan gözlerinden yanaklarındam göbişinden öperdim.
ölmek istiyorum faka intihar edecek kadar cesur değilim ve inancım bunu yasaklıyor.bende adkerliğimi yapmaya karar verdim.öleceğim varsa hakkımla ölürüm.fakat kasıtlı olarak hatalar yapıp kendimi öldürtmem söz konusu değil zira o intihara girer.
mental acı çok yoğun.pışo'nnun barınaktan kaçtığını söylediklerinde yaklaşık 6 saat yürüyerek onu aramıştım.ayaklabımdan buhat yükseliyordu ve akşama doğru ayaklarım su toplamaktan acıyordu.fiziksel acı zihinsel acıyı bir nebze olsun bastırabiliyor.
dilerim sonum yakın olur.
diyeceğim ama bilmiyorum.
şey...

ben etinin tadını merak ediyorum.

ne var?!

tek ben miyim yani!?