kedinizle ortak özelliğiniz

aramizda bir bag oldugu kesin. ki yillar sonra artik miyavlamasina gerek kalmadan tek bakisiyla ne dedigini anlariz. bu bagdan midir bilmem sevdigimiz sevmedigimiz seyler artik bire bir ayni. ama en onemli ortak ozelligimiz ikimizde misafir sevmiyoruz misafir geldiginde bizi evde kimse bulamaz gizli siginaklarimiz var
kişisel bakım.. ben her gün duş almazsam, o da dakka başı yalanmazsa olmaz, asiri temiz kokuyor kerata..
sevilmememiz.
ben öğrenciydim, sevilmemem öyle oldu.
''yokh anam yokh, öğrenci neymiş gı. öğreniye ev mev virmezik''
o kediydi, (halen kedi) sevilmemesi öyle oldu.
''anooouuu, gedi neimiş gı? yokh anam yokh, gedi medi istemezik.''
onun gibi bende islanmayi ve islak seyleri sevmiyorum.. denize havuza girmem, yagmurda islanmaktan nefret ederim, islak islakta asla duramam hemen kurulanmam lazim.
suyu çok sevmek ve umursamazlık.
üstümüze, kediaaaya baaaak, çoooook tatlııı! , diye bağırarak koşan çocuklardan ikimiz de uzak duruyoruz.
uyku için yer ve zaman sallamamak
bagimsizliğimiz ikimizde de doğuştan ikimizde de çok benzer.
yeni tanışacağımız birine ve ilk kez gideceğimiz yere mesafeli davranmak
kendimize has rutinlerimiz var
inatçıyız :)
istersek çok oyuncuyuz
20 yıldan uzun evli kalan çiftlerin hem görsel hem huy anlamında birbirine benzediğiyle ilgili bilimsel bir araştırma vardı, bu durum hayvan sahiplerinde daha hızlı işleyen bir süreç, hayvanın insana oranla çok daha bakir, temiz ve berrak iç dünyası onun zamanla yoldaşına benzemesine neden oluyor bence. veya biz uzun süre birlikte yaşayınca öyle hissediyoruz bilmiyorum.
ikimizin de sağı solu belli olmuyor.
aşırı derece içedönük olmamız sanırım. düşes bazen alır başını gider ve koltuğun altında kendisi ile vakit geçirir. uyumadığını biliyorum, sadece orada durur ve gelip geçenlerin ayaklarını izler. ben de böyleyim, kendi kabuğuma çekilir ve gelip geçenleri izlerim.
bazen cok huysuz, bazen cok uysal olmamiz. ortasi yok