kedicilerin gördüğü en garip rüya

kıyamet kopacakmış. gerçek olamayacak kadar rüya, rüyada olduğuma inanmayacak kadar gerçekti.

meltemin esintisinden, çimlerin hışırtısına kadar hd kalitede garip bir rüyaydı. halen etkisindeyim.
üniversiteyi kazandığım ilk yıl yurtta odamda yatarken gördüğüm, cinlerden dualardan falan geçilmeyen bir garip paranormal rüyadır. olay şöyle :

3 arkadaşımla beraber erzincana 10 dakika uzaklıkta çayırın çimenin ortasında bir köy evine keyif yapmaya gidiyoruz. altımızda da kendi arabamız var. eve gidiyoruz fakat paranormal ve düşük bütçeli korku filminden çıkma sahneler peşimi bırakmıyor. işte kapı çarpmalar, perdelerin havalanması dışarda fırtına ve birden çöken karanlık falan. tabi rüyada olunca korkudan ölüyorum nerdeyse. bunlar gerçekleşirken cidden garip olan bi sey oluyor. evin köşesinde bir şömine var, önünde de 3 tane taş . taşların öyle bir görüntüsü var ki her birinin sanki bir yüz ifadesi var. biri palyaço gibi, gülüyor ama ürkütücü. biri inanılmaz sinirli. biri de tamamen boş ve ruhsuz bakar gibi. hani kağıdı alıp elimizle buruşturur çöpe atarız ya, işte o tipte buruşuk kağıtlar evde garip garip olaylar gerçekleşirken önüme gelip gelip duruyor. bir şey, kağıdı açmamı istiyor ama ben korkudan açamıyorum ve önümde kağıtlar birikmeye başlıyor. açmadıkça bir tane daha bir tane daha geliyor. sadece izliyorum. en son artık dayanamayıp bir yeri arıyorum bizi kurtarın burda kötü şeyler oluyor diye. telefondaki adam bana nerde olduğumuzu soruyor, diyorum ki erzincana 10 dakika uzaklıkta bir köy evindeyiz. bir süre sessizlikten sonra adam bana dalga mı geçiyorsunuz ya siz benimle diyor. ya diyorum ne dalgası şu saatte geldik şu sürede geldik. diyor ki, siz şuan bingöle ait üç taşlar köyündesiniz. bizi sakın bulaştırmayın, başınızın çaresine bakın. şak diye de telefonu kapatıyor. tam o esnada da şömineden bu sefer ilk defa açık şekilde bir kağıt önüme düşüyor, hatta resmen kuş tüyü gibi süzülerek elime geliyor. bir bakıyorum, kâğıtta bingöl üç taşlar köyü. arabaya binip gitmek istiyorum ama bizim cayır çimen ortasındaki ev, uçurumun tepesinde bir eve dönüşmüş ve dışarda göz gözü görmüyor. tüm bunlar olurken, evin içinde bir kolon var ve kolonun arkasından bana görünen inanılmaz uzun, ayakları yerden sis gibi bir dumanla kesilmiş, kafası köşeli, gözleri büyük, çekik ve parlak bir şey görünüp görünüp duruyor. korkumdan kafamı çevirip tam bakamıyorum ama görüş alanıma giriyor. o arada bir başkasını arıyorum telefonla, beni burdan kurtar diye. onunla tam konuşacağım, bana görünen arkadaş birden üzerime karabasan gibi çöküyor ve ben şak diye hüngür hüngür ağlayarak uyanıyorum.

uyandığımda sabah ezanının daha ilk 5 saniyesi falan. ezan okunmaya başlar başlamaz açmışım gözümü. uyandığım ilk 10 dakika gerçeklik kavramından tamamen uzaktım. yurttaki odamı hala köy evi falan zannettim. köşede şömine görmeye devam ediyorum falan. neyse, biraz kendime geldikten sonra elimi yüzümü yıkayıp yatakta hemen gördüklerimi yazmaya başlıyorum. çünkü o kadar etkilendim ki unutup araştıramamaktan korkuyorum. yukarı çıkıp bir sigara içip kendime geliyorum.

aynı gün içinde hala rüyanın etkisinden kurtulamamış olduğumdan, ben bunu yorumlayacak birini bulmayı kafaya takıyorum ve ismi esra olan büyü fal işleriyle uğraşan genç ve oldukça tatlı bir kadının kapısını çalıyorum. kadını bulana kadar göbeğim çatladı bu arada. neyse. kadına her şeyi anlatmaya başlıyorum, tam kolonun arkasından bana gözüken şeyi anlatacağım, inanılmaz uzun boylu diye başlamamla beraber kadın konuşmamı kesip bana benim cümlelerimle gördüğüm şeyi tarif ediyor. ayakları yerden sisle kesilmiş, kafası köşeli, gözleri böyle böyle miydi diyor. ben şok tabi, ellerim ayaklarım titriyor. kadın bana 3 taşı ve bu gorunen şeyi, 4 büyük cin padişahı mı kabilesi mi ne olarak uzun ve ayrı ayrı açıklıyor. sonra da diyor ki sana görünenden hiç korkma, o seni ferahlatmak için gelmiş. 2 gece sonra bir haber alacaksın ama güzel bir haber ve sen bunu uzun zamandır istiyorsun, ailenle ilgili bir haber diyor. tabi o 2 gece geçene kadar bana ne uyku var ne rahat. geceleri tavanı izleye izleye bir hâl oluyorum. 2 gece sonra hiç unutmam gece saat ikiye yirmi kala annem beni arıyor. biz babanla boşanmaktan vazgeçtik, uyumamışsındır diye arayayım dedim dayanamadım deyip şak diye kapatıyor telefonu. işte bu rüyadan sonra ismine ne dersek diyelim başka türden şeylerin varlığına kesinlikle inanıyorum. cin, negatif enerjilerin kütlesel birikimi, peri, hayalet. artık adına ne dersek diyelim. baştan sona garipliklerle dolu bu rüyada eklemeyi unuttuğum 2 de detay var. biri, esra denen kadının yanına gittiğimde rüyamı anlatmaya baslamadan kadının bana "canım bi 5 dakikaya kadar sırtına dayanılmaz bi ağrı saplanacak, ama çok kısa sürecek hiç korkma." demesinden cidden 5 dakika sonra beni koltukta bile oturtmayacak bir bel ve sırt ağrısı geliyor. cidden de 30 saniye bile sürmeden geçiyor. diğer ayrıntı ise, 3 taşlar köyü gerçekten var mı diye google'da önüme çıkan yüzlerce türkçe yabancı sayfayı inceledim. eskiden varmış, arkeoloji çalışmaları falan yapılmış hatta sanırım kanadaki arkeolog grubu tarafından. sonra ne olduysa bitmiş o kazılar. bunu okuduktan sonra ben bu köye gitmeliyim diye kafayı yemiştim. allahtan yapmadım öyle bi şey. insan inanıyor bi şey olacağına. olacağı yoksa bile psikolojisinin bozulup o sekilde geri geleceğine. çok da girmemek lazım böyle işlere o yüzden. okuyup da kendini germesin ama hicbir yazar, inanıyorum ki kalbinde inanç olan ve böyle şeylerle uğraşmayan kimse bundan bir zarar görmez. belki de tüm bunlar enteresan tesadüfler sonucu yaşadığım ve bir araya getirilince de bu anlamları içeren birtakım tesadüfler zinciriydi, kim bilir?